CEYLAN
Aşk ateşi aldı beni
Yavaş yavaş tüterim ben
Elden ele saldı beni
Kor alevden beterim ben
Doruğunda gözüm yumdum
Cennetten bir mekan sandım
Kanat çırptım dala kondum
Gül dalında öterim ben
Pir Sultan’ın elin aldım
Derin bir ummana daldım
Arayı arayı buldum
Derdime dert katarım ben
Denizin dibine çöktüm
Çırpındıkça çile çektim
Sel dağıttı yüze çıktım
Dalıp dalıp batarım ben
Yürüdüğüm yolda tektim
Dostun kapısını haktım
Eşiğine yaşlar döktüm
Kapısında yatarım ben
Ceylani’nin özü Hak’tan
Hak yarattı bizi yoktan
Yeryüzünde yandım çoktan
Cehenneme biterim ben
IRGAT
Anamdan doğarken sanmaki güldüm
Bir kanlı çarşafa sardılar beni
Toprağınan doydum suyunan kandım
Ayaklar altına serdiler beni
Anadan aç doğdum babadan yetim
Topraktan ekmeğim çeşmeden sütüm
Irgat doğdu neslim ben de ırgatım
Kanımdan terimden sordular beni
Felek oldum alınlara yazıldım
Ekin oldum dolu düştü bozuldum
Kerpiç oldum duvar duvar dizildim
Çamurun harcına kardılar beni
Sırtımda abam yok çarığım yırtık
Gündüz ayıbım çok gecede örtük
Çilem dolmadımı tükendim artık
Otuza gelmeden yordular beni
Damım yok altında tütünüm tütsün
Dağlardan inipde altında yatsın
Ceylani bu derdi kimlere satsın
Daha dirilmeden vurdular beni
ÖMRÜM
Çok emek harcadım çok ile çektim
Sellere boğulup kandım dünyada
Sırtımda gam yükü çırpınıp aktım
Değirmen bendine döndüm dünyada
Ağlayı ağlayı gözümde yaşlar
Düşmanım gülüyor dostlarım taşlar
Biri ateş verir birisi şişler
Saymadım ben bunu yandım dünyada
Kime yüzüm dönsem sırtını gördüm
Yine de dost bilip ardına vardım
Varımı yoğumu önüne serdim
Dar günde tek dostum kendim dünyada
Ne bir eş bulmuşum ne bir dost eli
Arayı arayı bulurum yolu
Yel esti tutuştum ben karaçalı
Ceylani parlayıp söndüm dünyada
HABER
Haber edin bana köyden gelenler
İçtiğim abdallar duruyormu ki
Atlıyı atından indirirlerdi
Dağ başında itler ürüyor mu ki
Şarkışla yolları bozukmu daha
Milletin ciğeri ezik mi daha
Irgatın elleri çizik mi daha
Ağalar azaba vuruyor mu ki
Kuşluk zamanında sığır geçermi
Yaylacı yaylaya daha göçer mi
Çoban türküsüynen neşe saçarmı
Davarlar ağıla giriyor mu ki
Ceylani geçeyim dağın ardına
Ben düşmüşüm bir güzelin derdine
Selam olsun hasret kaldım yurduma
Ben gideli kimse soruyor mu ki
ALMANYA
Deryaları aştık geldik gurbete
Irmaktan geçiren yine sal oldu
Kıtalar devirdik ah çeke çeke
Elin memleketi bize yol oldu
Seni bırakıp da geldim buraya
Türlü fesatlıklar girdi araya
Meyil vermez idim pula paraya
Bizler palazlandık para pul oldu
Her sene gelmeye gücüm yetmiyor
Çalıştım yabanın işi bitmiyor
Sabah küllüklerde horoz ötmüyor
Bizi uyandıran çanlı zil oldu
Aşık Ceylani de seni özlüyor
İnceden inceden içi sızlıyor
Hayali resmini almış izliyor
Bizler bekar olduk avrat dul oldu
KILAVUZ
Büyükler küçüğe kılavuz olur
Küçükler bir daha yanmasın diye
Hilebaz olanın önüne durur
Umudu kesikler kanmasın diye
Kimisi fırtına yel gibi eser
Kimisi Bin okka yüz arşın basar
Kimisi bindiği dalıda keser
Kuşlar yuvasına konmasın diye
Bu cihana yüzyıl evvelden geldim
Çok çileler çektim çok da yenildim
Mertlik meydanında ben yalnız kaldım
Namertler kaçıyor sanmasın diye
Başına gelmeden bilinse keşke
Tecrübe olmadan düsmezdım aşka
Eskiyi bilirim bu sefer başka
Ceylani dünyada onmasın diye
ÖZLEM
Yarım sensin güzel, yarı da benim
Firar etti aklım duy beni beni
Beden senin için, senindir canım
Aşıktan deliden say beni beni
Türkün türküm olmuş dudakta dilde
Kavuşmaz yaraymış aşk olan kulda
Mızrabım perişan dermansız elde
Aşkın hançeriyle oy beni beni
Sohbetin balmıdır, ağzın dürümü
Çayların suları senden duru mu
Yoluna koymuşum garip serimi
Zülfikar elinde kıy beni beni
Adın özlem midir bilmem sılamı
Çok yeldim peşinden buldum belamı
Hayalin gönlümde dilde kelamı
Gençlik ömrüm gitti zay beni beni
Bazı tok gezelim bazı bazı aç
Sende bizden doldur sen de bizden iç
Gittiğin yollara ben olurum bac
Ak göğsün üstüne koy beni beni
Sevdanın ateşi ölümden acı
Sende istemezsen gel olak bacı
Sanma yaralayan okuyun ucu
Gözün üstündeki yay beni beni
Senden ayrı durmak zulüm çektirir
Dert bağıma bir bir fidan diktirir
Aklıma geldikçe yaşlar döktürür
Ceylani perişan vay beni beni
GİDENE
Varıp da söyleyin o şirin yare
El açıp soysuza ağlamasınlar
Ben daha ölmedim dönerim geri
Al üstüne kara bağlamasınlar
Atımı yükledim çıkarım hemen
Gözlerim puslandı yollarım duman
Üçyüz atlın olsa vermem de aman
Yar telinden ilmik yağlamasınlar
Gözden ırak olan gönülden d'olur
Bu hasretlik bende mahşere kalır
Birgün duyarsın ki Ceylani ölür
Sağ iken ciğerim dağlamasınlar
ŞAŞKIN
İnceden yüzümü silip geçiyor
Nefesin mi gelen yel midir yoksa
Yaram azmış gibi daha açıyor
Leyla’mıdır vuran çöl müdür yoksa
Aşkına düştüğüm daha ezeldi
Daraldı dikleşti yollar bozuldu
Gençlik sermayemdi hayli azaldı
Hancı mıdır alan yol mudur yoksa
Uçtuğun kanadın uçamaz olur
Gözlerin ırağı seçemez olur
Azrail elinden kaçamaz olur
Can mıdır çırpınan kul mudur yoksa
Ceylani alnımdan bu yazgı gitmez
İçi boş kazanlar sularda batmaz
Soğuğu sırtımdan hiç eksik etmez
Hırka mıdır saran çul mudur yoksa
UZAKLARIN
Sinem yara kanıyor
Attın okdan dolayı
Alem döner sanıyor
Kaldım yoktan dolayı
Bilmem halım ney oldu
Gençlik ömrüm zay oldu
Görmeyeli ay oldu
Gözlerinde elayı
Ağladın mı güldün mü
Yar ellere kaldın mı
Kıymetimi bildin mi
Ben çekerim çileyi
Benden ayrı koyanlar
Boynuma kın soyanlar
Çıngıraklar çıyanlar
Viran olsun alayı
Gurbet elde dardayım
Çağırırsan ordayım
Bilmiyorum nerdeyim
Terkeyledim sılayı
Fakirim fukarayım
Mevla'ya yakarayım
Yemedim tüküreyim
Bulamadım kolayı
Kaşların yay gerilmiş
Ok kirpikle kurulmuş
Ceylaniyim vurulmuş
Başa sardın belayı
EMANET
Gözlerim takıldı ısındı kanım
Aklım kal yerinde terketme beni
Hepsine de meyil verilmez canım
Güzeller peşinde görmüşler seni
Dışarı mı çıktı eve mi yolu
Asbap mı depecek çantası dolu
Sözü mü kesildi altınlı kolu
Alemde dil olur güzelin ünü
Uçtun mu yuvadan bacın da mı yok
Küçüğü ucuzdur alda eve sok
Hani sende cilve ablanda mı çok
Ben ona saklarım içimdekini
Ceylanim yetmez mi gördüğün kıza
Övme güzelleri gelmesin göze
Felek genç olanı alnına yaza
Tekini sahiplen bırak tekini
BEKLEYİŞ
Yaradan aşkına bir haber yolla
Çok dedim çok sordum çok yeldim gittim
Felekten kaç oldu yediğim sille
Çok yedim çok gördüm çok öldüm gittim
Sen istedin benden ayrı kalmayı
Ayrılık olunca kıymet bilmeyi
Gurbetten sılaya dönüp gelmeyi
Çok umdum çok derdim çok geldim gittim
Ceylani daha mı yanıpda tüter
Şekere şerbete ağular katar
Boranda tipide çulunan yatar
Yok yedim yok gördüm yok oldum gittim
ADSIZ ALMANYA
Doğrul güzel doğrul yüzünü görem
Şu gençlik çağına yaşlara yazık
Kaş altından ince ince dökersin
Nemlenmiş kirpiğe kaşlara yazık
Dağıt saçlarını yellere karşı
Açılıp bekleyen kollara karşı
Dik başımı eğme ellere karşı
Bükülen boyuna, başlara yazık
Gündüz seyrimdesin gece düşümde
Saklımıydın benim yirmi yaşımda
Bir sevda dolanır deli başımda
Dayasan başını döşlere yazık
Ben ikrar veririm, sözde dururum
Almazsam kendimi dağa vururum
Gözün görmez bir köşede ölürüm
Ardıma dökülen yaşlara yazık
Bilirim ki zorla güzellik olmaz
Benden sana artık bir fayda gelmez
Bu devran ne sana ne bana kalmaz
Dostların vurduğu taşlara yazık
Kapanan yaralar geri baş verdi
Derdimin dermanı bir sende vardı
Bir oğlan bir ocak bana çok gördü
Ceylanim kurduğu düşlere yazık
ESKİYA RA
Elinde helkesi suya eniyor
Salını salını yürüyor güzel
Gün vurdukça ak gerdanı yanıyor
Çeşmenin başında duruyor güzel
Eğildide selvi boylum eğildi
Siyah perçem ak göğüse dağıldı
Sevdigimin huyu böyle değildi
İnce bele yaşmak sarıyor güzel
Değme de bakracın ucundan tutam
Evine varıp da kapında yatam
Ben bu derdi aldım kimlere satam
Bir kötüye gönül veriyor güzel
Su başında yudum yudum içerim
Seni alır dağ başına kaçarım
Bir teline ben serimden geçerim
Sen tuttukça felek vuruyor güzel
Durağım yok Karababa seliyim
Aklım aldın bundan sonra deliyim
Kalem kaşın sırma saçın kuluyum
Aynasında suyun tarıyor güzel
Birgün olup güzel sen de kanarsan
El oğlu gem tutup ata binersen
Gün olur çeşmeye gene inersen
Ceylani peşinden varıyor güzel
UMUT
Göremedim altı sene
Sormadığım kul kalmadı
Bazı atlı bazı yayan
Varmadığım el kalmadı
Dolandım koca Sivas’ı
Dinmedi gönlümün yası
Çiğdem çiçektir nefesi
Dermediğim gül kalmadı
Beden sensiz yatmaz oldu
Ocak tütün tütmez oldu
Sazım düzen tutmaz oldu
Germediğim tel kalmadı
Abamı aldım üstüme
Sarılıp yattım postuma
Yoruldum canım kastına
Girmediğim hal kalmadı
Ceylani yollara düşer
Çalı diken dağlar aşar
Yol gözlüyor üçer beşer
Durmadığım yol kalmadı
GEL GECE GECE
Dün gece bir güzel gördüm düşümde
Savurmuş saçları gezer dolaşır
İncidir dişleri her gülüşünde
Gerçek mi yalan mı aklım karışır
Uyanıp kalkınca yanımda olsa
Düşüme değil de koynuma gelse
Biraz cilvelenip yüzüme gülse
Sevincim göklere arşa ulaşır
Gözüm yolda artık dedim bilesin
Düşüme de olsa gene gelesin
Ceylani’yi zaman gelip bulasın
Güzele sözünde durmak yaraşır
SARHOŞ
Rakı içtim gülüm sarhoşca kafam
Bakma kusuruma dilim dolaşık
Muhabbet çoğudu biraz da adam
Ayaklarım yerde ev sanki beşik
Sazları gerdirdik uydurduk bize
Aşık olduk tekrar üç telli saza
Çok içtik bu kere doymadık aza
Cacığa yoğurda çaldık ha kaşık
Ceylani özledim böyle günleri
Unuttum sensizken geçen dünleri
Gerdanın altında siyah benleri
Öperim şimdi de ortalık ışık
SERSERİ
Deli gönül nedir senden çektiğim
Bir kararda durdurmadın sen beni
Hep ellerin yari oldu baktığım
Güzellere sordurmadın sen beni
Şahlanırsın güzelleri görünce
İncinirsin yar ellerin olunca
Böyle güzel görmedin mi ömrünce
Bir gönüle doldurmadın sen beni
Hayalde mi gördüm düşte mi yine
Sandım ki düşmüşüm kendi dengime
Yüksekten geçme yar süzül engine
Düz yollarda yordurmadın sen beni
Yorma felek artık yorma aşığı
Yine tuzsuz aşda kaldı kaşığı
Elbet sevdiceğim geçer eşiği
Boş mekana serdirmedin sen beni
Ceylani doldurup doldurup dökme
Coşkun sular gibi çağlayıp akma
Ok olmuş kirpiğin sineme çakma
Yara gönlüm sardırmadın sen beni
YOKLUK YOLU
Yaylamızın yolu cılgadır bizim
Yürürüz yürürüz uzar gideriz
Tek durak yerimiz gölgedir bizim
Yürürüz yürürüz tezer gideriz
Toprak dam tabanda yok bile hasır
Odundan gelenin elleri nasır
Böyle mi geçecek bu koca asır
Yürürüz yürürüz bezer gideriz
Erkenden uyun da erken uyanın
Azığı çok koyun yolda dayanın
İz geçer altından büyük kayanın
Yürürüz yürürüz ezer gideriz
Öğlende avratlar sağın davarı
Malların önüne dökün zavarı
Sütüme dökülen toprak duvarı
Yürürüz yürürüz süzer gideriz
Yayığa doldurup çıkarın yağı
Yerlere sağılır sütlerin çoğu
Tuluğun içinde yirminci çağı
Yürürüz yürürüz gezer gideriz
Dağlarım perişan dağlarım fakir
Kimimiz çobandır kimimiz okur
Bir ayak düzlükde öteki çukur
Yürürüz yürürüz kızar gideriz
Ceylani’m dertlerim saymakla bitmez
Yaylanın yolları aklımdan gitmez
Toprak dam altında her adam yatmaz
Yürürüz yürürüz tozar gideriz
KARABABA
Yaylada yayılan davarın sütü
Kan olur adama Karababa’da
Buz gibi suyunan kuzunun eti
Can olur adama Karababa’da
Beynamaz başında rakıyı açtım
Soğuk su doldurup çeşmede içtim
Sırtüstü uzandım kendimden geçtim
Gün olur adama Karababa'da
Ceylani dağlardan vazgeçti sanma
Çıkınca obaya bir daha inme
Kıl çulun içinde yatılmaz amma
Han olur adama Karababa'da
- BABAMA
Gurbette hasretlik çökmüş üstüme
Gözlerim ağlıyor, elim ağlıyor
Diyemem eşime yakın dostuma
Sözlerim ağlıyor, dilim ağlıyor
Hallarımı bilen kullar sayılı
Dertleri sorarsan bir bir kayılı
Ayaklar nasırlı eller soyulu
Dizlerim ağlıyor, belim ağlıyor
Memleketten haber veren bulunmaz
Dönmek istesen de sıran bulunmaz
Yaram göz göz oldu saran bulunmaz
Bezlerim ağlıyor, zulüm ağlıyor
Özledim köydeki isli ocağı
Harmanda ekinde yazın sıcağı
Baharda navruzu börtü-böceği
Yazlarım ağlıyor, gülüm ağlıyor
Çağır küçük kızı saçını tara
Oğlanın dizleri hep yara bere
Gelip de bizleri görsen bir kere
Kızlarım ağlıyor, oğlum ağlıyor
Ceylaniyim şimdi dokunur tele
Söyleyip türküsün savurur yele
Duyarsa sevdiğim çok selam ola
Sazlarım ağlıyor, telim ağlıyor
ABA
Bir adın Cibicek bir adın Hedi
Sızılı dizlerin kolun perişan
Bir evde kırk sene bir de aç kedi
Duvarda yamalık çulun perişan
Üç dikme diktinde yetiremedin
Yetirip gölgede oturamadın
Yoldaşın ölünce getiremedin
Gurbet elde kaldı ölün perişan
Yirmiyedi yaşta dul avrat oldun
Üç yetim kızınan ile bir evde kaldın
Ne ekmek istedin ne kapı çaldın
Lal olmuş söylemez dilin perişan
Dünyada üç kızın bir gardaş kaldı
Gardaşa dilliksiz bir gelin geldi
Eşini ararkan belayı buldu
Akılsız kafada malın perişan
Gardaşım üstüne bir kuma düzdü
Gelinim anamın aya(ğı)nı ezdi
Patlamış parmağı çarıksız gezdi
Sökülmüş tırnağın yolun perişan
Onu da sırtlayıp getirdin eve
Üç kız iki ana dar oldu yuva
Kerpiçten tuğlası çamurdan sıva
Dökülmüş duvarın galin perişan
Odun tutuşmuyor tütün tütüyor
Üç kız iki ana çile satıyor
Yükün ağırlaştı sırta batıyor
Bükülmüş kamburun belin perişan
Zahmeri ayında tipi vuruyor
Üç kızın ikisi kirmen sarıyor
Ana dama çıkmış karı kürüyor
Sahipsiz yuvanda dulun perişan
Sardı kuşağını ince beline
Düştü yalınayak çapa yoluna
Görenler acıyor garip halına
Çatlamış ayağın halın perişan
Yuvadan uçurdun büyük kızını
Nasılda severdin saçı uzunu
Dülbente siliyor yaşlı gözünü
Ağlayan gözlerin selin perişan
Bir oğlum olsaydı n’olurdu derdin
Oğlan sevgisini toruna verdin
Büyütürüm dedin kundağa sardın
Ağarmış saçların kilin perişan
Yalınız bıraktın körpe kuzunu
Bir daha göreydim melek yüzünü
Ceylani çalsada dertli sazını
Mızrabın perişan telin perişan
ANAMA
Sende bizim köye gelinmi geldin
Gelinsin Urhuya, arsın Urhuya
Baban mı verdi de sen mi istedin
Bilinsin Urhuya, sırsın Urhuya
Yoruldunmu yoksa gül benzin soluk
Kara percemlerin hep yoluk yoluk
Çapadan mı geldin ellerin bölük
Dilinsin Urhuya, sarsın Urhuya
Çeyizin varmıydı köyden mi aldın
Kaç kızı doğurdun kaç oğlan buldun
Uzunmuydu boyun kaç gönül çaldın
Salınsın Urhuya, görsün Urhuya
Seklemin sırtında yolun nereye
Ucundan tutanı nerde araya
Değirmen kuyruğu, girdi sıraya
Yolunsun Urhuya, ersin Urhuya
Öküzün ardında düven sürüyor
Elinde yabası yele veriyor
Zahmeri geliyor odun yarıyor
Bölünsün Urhuya yarsın Urhuya
Kocanı ne zaman gurbete saldın
Neleri bekledin neleri buldun
Beş küçük yavruynan yalınız kaldın
Yalınsın Urhuya, birsin Urhuya
Gene köyde misin, şehir mi gördün
Elek mi eledin kirmen mi sardın
Kaç yıl dikiş diktin, kaç sene ördün
Gülünsün Urhuya örsün Urhuya
Anan gibimisin, oğlun oldumu
Oğlanı bulunca yüzün güldümü
Büyüdü tezeldi adam oldumu
Çalınsın Urhuya dursun Urhuya
Olmazsan Ceylani yalınız kalır
Anasız kuzular perişan olur
Dolanı dolanı ardından gelir
Zalımsın Urhuya birsin Urhuya
CAFER AĞA
Öküzü hayli zorlamış
Geriyor mu Cafer Ağa
Sırtında gönü kalmamış
Görüyor mu Cafer Ağa
Akdağ'da nacak yaptırır
Nakış koymayıp döktürür
Gelinlere kök söktürür
Yoruyor mu Cafer Ağa
Aleksede Abdal Kekeç
Kağnısına diker dikeç
Ormancı geliyor ha kaç
Duruyor mu Cafer Ağa
Sakar bir atın varıdı
Yılkıda kurtlar yer idi
Hem kırıdı hem dorudu
Yürüyor mu Cafer Ağa
Derelerde davar güdün
Ormancıya ikram edin
Karaçamda daha odun
Yarıyor mu Cafer Ağa
Yayla bizim otlar bizim
Çoban bizim itler bizim
Terkilenmiş atlar bizim
Sürüyor mu Cafer Ağa
Kâbe görmezden ezeli
Çokça severdi güzeli
Şarap sofrası düzeli
Vuruyor mu Cafer Ağa
Hafiye dokudu bezi
Üzerine yazdı yazı
Namaz da kılardı bazı
Seriyor mu Cafer Ağa
Hac'a gitmişti bir sefer
Adı oldu Hacı Cafer
Aha sana tam bir nefer
Arıyor mu Cafer Ağa
Düşünür dünden yarını
Kimseye vermez sırını
Damdaki kürtük karını
Kürüyor mu Cafer Ağa
Dedem idi kendileri
Sevmez bey-efendileri
İmam olup kandıralı
Eriyor mu Cafer Ağa
Ahirette huzur bulsun
Bu hasretlik bende kalsın
Yerin Cennet mekan olsun
Varıyor mu Cafer Ağa
Beni saymadı toruna
Daha göremem yarına
Ceylani‘ yi de bağrına
Sarıyor mu Cafer Ağa
- GÜZEL
Geçme gonca güzel gelip geçersin
Güzellik gizlemek günahtır günah
Gidecek güvenme gülüp geçersin
Güzellik gizlemek günahtır günah
Gonca gibi güller göğsünde gene
Gerilmiş gerdanın göstermiş güne
Gülmüyor gözlerin gidiyor gama
Güzellik gizlemek günahtır günah
Ceylani gözüme gözün görünür
Gitme gazellerim güzün görünür
Gersen göğüslerin gizin görünür
Güzellik gizlemek günahtır günah
AŞIĞA
Uyandım uykudan çıktım yollara
Sevdiğim dostlarım yola dizilmiş
Kimi yalınayak kimi çarıklı
Yürek param parça ciğer ezilmiş
Hal hatır soruldu herkes sarıldı
Yerlere ipekden sofra serildi
Kulaklar buruldu teller gerildi
Ehilsiz ellerde düzen bozulmuş
Veysel'le bir oldum güzele baktım
Al'Izzet dost ile çok semah tuttum
Pir Sultan Abdal'la sürüler güttüm
Kuzular perisan itler çözülmüş
Kıymetini bilen olmaz Ceylani
Bu devran kimseye kalmaz Ceylani
Aşıklar çürümez ölmez Ceylani
Bizim de bahtımız böyle yazılmış
- TÜRKÇE
Bayahdan kapıda soruduyordun
Gavur anan hemen yumuş buyurdu
Asbap mı depdiydin kurutuyordun
Mahlenin avradı laf söz koyurdu
Sen de çimeceksen cılbansan hemen
Görsem de azıcık kimseye demem
Bıldır sevdiğini gösterdin taman
Bizi asıl zalım baban ayırdı
Horanta gidince alacayı aç
Işmar et becekden içeriye kaç
Kişifle de hemen samanlığa geç
Baban erken gelmez anan doyurdu
Ceylani farıttı bu sevda seni
Varınca çalkama veriridi hanı
Duluğu kırmızı yeşilli donu
Ne zaman bu devran seni kayırdı
DERMAN
Hekim oldum yara sardım
Yaralarım kim saracak
Günden güne arttı derdim
Kanadım yok uçuracak
Ele derman bulmak kolay
El çaresi bilmek kolay
El gözünü silmek kolay
Kendi derdim bitirecek
Dönemiyom ki dünüme
Düşüm karışır günüme
Dost bulamadım yanıma
Canı tenden geçirecek
Ceylani çek türlü derdi
Kahpe dünya beni yordu
Ben yaşlandım, o da durdu
Daha kimi götürecek
YAZILARI :
ODUNDAN KALEME BİR UZUN YOL
Yol bitince bizim oralar başlar. Bizim oralar sondadır. Bizim oralar daha da sondadır. Bizim oralar en sondadır. Sonun başı değil, sonun da sonudur. Her şeyin son geldiği yerdir. Hatta kimi zaman hiç gelmediği yerdir. Bizim oralar yüksektir. Bizim oralar en yüksektir. Bir biz yaşarız, bir de bizim gibiler. Karakol uzaktır. Okul uzaktır. Yol uzaktır. Candarma bırakır bazen açılmış mektubu. Ben okuyamam. Biz okuyamayız. Bizimkiler okuyamaz. Öbür köylerden biri okur sadece. O da yazan köylü değilse okur. O kağıt da niye gelir, nerden gelir ben bilemem. Ben sadece Kabe’den gelen, elden ele yediye dağıtılacak kağıdı bilirim. Amma onu da okuyamam.
Babam çalıştı tarlada anamınan. Sonra Yemen’de düştü amcamınan. Bir tek boş kese, bir iğneli iplik geldi babamdan, amcamdan o da yok. Herhal ikisinin de söküğünü babam dikermiş ki. Ben çalıştım tarlada tek öküzünen, bir de avradınan. Ben babamdan çok kazandım. Avrat yüklü, doğurdu. Benim de oğlum oldu. Ben doğdum, oğlum oldum.
Dedem çalıştı tarlada ebeminen. Babam çalıştı tarlada tek öküzünen, bir de anamınan. Beni de çok çalıştırdılar. Şarkışla yollarında iki kağnı meşeye, iki ölçü gaz için. Ağır geldi. Anam çalıştırmadı beni. Mektup okuyabileyim diye. Babama yük ağır geldi, anamı dövdü oğlanı okula saldı diye. Babam tarlayı hep üçe böldü. Birini kendi, ikisini anam sürdü. Biri benim yerime, anam beni okula saldı diye.
Anam kasabadan gelmiş. O da oranın fakiriymiş. Dedemin de bacısının kızı. Hükümet zoruyla gitmiş 2 sene okula. Gavur alfabeli kitaplarını yırtmışlar bütün, amma jandarma toplamış götürmüş gene de hepisini okula. Çaresiz karakolun uzak olduğu babama vermişler okumuş kızı. Anam hemşire bile olurmuş devletin yatılı okulunda. Müfettişlere bir de teke kesmişler hemi.
Ben kaçtım anamın dayısıgile. Anamın ikide bıraktığına başlamaya. Ama kağnı bırakmadı beni. Odun okuttu beni, ben de odunu. Odun bana ilçe, şehir gösterdi, ben de oduna. Hem kömür yapmayı da belledik, yükümüz hafifledi epeyce.
Beş senede bitti ilkokul. Ben cılızım, ama bıyıklarım terli. Okuldan evvel hocaya gitmişliğim var, ondan biraz da geç kalmışlığım. Okuyamayacakları, Atatürk’ü de ilk sefer onun üzerinde görecekleri, karnemle gittim köye. Hep bir ağızdan sordular “Seni nereye verdiler, bizim köye mi?” diye. İlkokulu bitiren olmamış ki bilsinler daha yolun başı olduğunu. Hem beni verecekleri bir okul olsa bizim köyde, benim ne işim var başka yerde?
Şarkışla, Şarkışla... Odun sattığım, yollarında ağıllarda yattığım Şarkışla. Tam kırk kilometreymiş, jandarmanın vesaitiyle ölçmüşler. Ortaokul yapılmış yeni. Daha çok odun satmalıyım, daha çok ağıllarda yatmalıyım. Senede dokuz ay okula gitmenin bedeli, üç ay, üçer sefer ağıllarda yatmak ki denk gelsin. HAA BABAM!!! DE BABAM!! HAAAAAA!!! Dereler gacırdıyor. Kızılırmak gacırdıyor. Gah sabun çalarım mazılara, gah katran dökerim mazilere. Köprü yapılmış Topaç Boğazına. Unutulan köylere bac hesabına. Köprü yakılmış Topaç Boğazında, unutulan köylerden öç hesabına. Yakmasalar geçermişiz korkusuz, boş öküzün kuyruğuna yapışmadan.
Korkarız geçilen köylerin eniğinden cücüğünden. Korkarız 15 saattir yorulan öküzle sürüklenen kağnıdan, korkarız geriye dönmekten... Bekçilerin şarabı da hazır, Taşağılda içtiler bir kısmını, bir kısmı. Dağda da ormancı alır zaten oğlağı.
İlk kar düştü. Dokuzuncu ayın başı. Ana sen yolladın beni okula. Koy bir baş peynir, koy çöreğimi. Gardaşım getirir olunca arkamdan bulgurumunan yağımı. Zaten Şarkışla şura. Kağnı olmadıktan sonra akşama bile gelirim ben köye. Okul, ortaokul, Şarkışla soğuk, evi olan evinde oturur. Evi iki olanın oğlu oturur birinde, evi iki olan öbürünün de oğlu oturur birinde. Evi iki olup birinde oturmayanın, bir odasının bir duvarı yok. Kapısı var kilidi yok, penceresi var camı yok. Naylon çekili delik delik. Damın ardına işenir gece gece, sokakdaki çeşmede çimilir gece gece. Alışkınım, odunda getirilir gece gece. Şarkışla yolları geçilir gene gece. İşenir, çimilir, kaçılır, geçilir hep gece! Ayıbımı kusurumu saklayan gece... Ana olmaz olaydın. Şarkışla bitti, ben arttım.
Sivas. Bana öğretenler gibi olacağım. Anama öğretenler gibi olacağım. Hem yayan da gidilmez. Babam çalışmış oniki gün tren yolunda. Atatürk zorlamış; “Parası olmayan dört gün çalışsın, olan dört yevmiye versin. Parası olmayanlar, yevmiye verenlerin yevmiyesiyle de çalışsın, bu yol bitsin!” demiş, bitmiş.
Aha Sivas, durdu gacırtısı kağnıdan çok olan makine. Birkaç kişi Pamukpınara, bir kaçı da Hasanoğlana gitti öncesinden. Bizimkisi sade öğretmen okulu ama. Ev? Ev, evvelden şehire kimsem gelmedi ki. Mahkeme, askerlik Şarkışla’da... Geceyle ortak bir ev buldum yine. Bulgurunan yağım benimle geldi bu sefer. Alaca kalaylı bir ufak kazan. Tek kazan. Yine çeşme sokakta. Kazanı yıkarız hem de gündüz. Onun ayıbı yok sadece pilav pişirmekten başka. Öbürleri yıkamıyor da kendi kazanlarını, nasıl olsa yine bulgur pişecek diye. Sivas soğuk. Okul, sıcak soba var. Ev soğuk soba yok. Ben üşüyorum, biz üşüyoruz. Pilavı gece yiyoruz doyup da hemen üşümeden uyuyabilelim diye. Oy kurban olduğum. Acep Vali olmak için kim bilir kaç yıl odun satmalı, kaç yıl ağıllarda yatmalı, kaç yıl dışarıda çimmeli. Ya padişah?
Sivas bitti, ben arttım. Önce vekil, sonra asil tayin oldum. Önce Anadolu, sonra bizim ora, sonra bizim köye verdiler beni, dediklerinden nice sonra. Çalıştım on yıl kadar, yine doyamadık. Ben doydum anam doymadı. Anam doydu babam aç kaldı, kardeşim aç kaldı. Alamanya, nerede? Ne yapılır? Giden olmuş mu? Zaten küçükken ilk kaçan da bendim köyden, ilk mektubu yazan da. Yine ben gittim ilklerle. İki yıl oldu. Çalıştım. Ben babamdan çok kazandım. İlkokuldan ikrar vermiştim anamın okumuş kasabasının yetim kızına. Avrat yüklü, doğurdu. Benim de oğlum oldu. Ben doğdum, oğlum oldum.
Çepni’de, anasının evinde doğurdu anam beni beş kızdan sonra. Hatırlamasam da bilirim biraz. Tam eşiğin ağzında. Bakamadı acep yine kız mı diye. Baktılar ki oğlan, hemen sıcak topraklara belediler üşümesin diye. Sırtımda da mosmor el var basılmış. Erenlerden kalmaymış sanırım.
Beni köyde bırakmışlar iki yıl. Sonra anam Kayseri’ye götürmüş bizi, babam demiş gidin diye. Artık kağnı bizden, biz kağnıdan inelim diye. Babam Almanya’da, ben, anam, beş kız Kayseri’de. Bir ev, tarlanın ortasında bir ev. Babam dedemden çok çalıştı. Hem şimdi ta Almanya’da. Borçla aldı evi. O ev bizim, hatta benim. Anam dedi. Kızlara verilmezmiş. Ama bunun da kilidi yok. Anam taş koyar kapının arkasına geceleri, açılmasın diye. Babam yok. Hep yoldaşımız olan gece korkumuz olmaya başladı artık. İyi ki evin çeşmesi içerde. Olmasa da anam bizi legende yıkar, kapıya salmaz üşümeyelim diye. Köyden alışkınız cağ denen yerde yıkanmaya. Biz üşümeyiz, anam peşke yakar akşama doğru. Ben anamla yatarım. Bacılarımın da üçü bir, ikisi bir yatarlar. Onlar da üşümezler. Hepimiz aynı odada yatarız hep beraber. Taş üşür bir tek. O, dış kapının arkasında yalınız yatar.
Mektup gelir babamdan. Benim elimi çizer, öyle yollarlar. Sözleşiriz telefonu olan birinin evine. Arar babam, duyar sesimizi, duyarız sesini. Bizi götürmez oralara bozuluruz diye. Kendi de gelecek zaten 30 yıl evvel.
Ben babamdan az süründüm. Büyürken de doldum yavaş yavaş. Ben de pilavı çok yedim. Ama bana yaradı. Ben babamdan çok uzadım. Ne de olsa anam kızlardan gizli yedirirdi iyileri.
Ara sıra da misafir gelirdi babam. Görür, görüşür yollardık tekrar, yağını bulgurunu koymadan. Bekledik hep bir şeyi. Geçti zaman. Kızlar bir bir uçtu yuvadan. Elim büyüdü sayfayı taşar oldu. Saz tuttu, söz tuttu. Mey tuttu, silah tuttu. Ben de çok çalıştım, ama yalınız. Bir anam vardı son baktığımda. O da, önceki gibi kaybetme korkusundan olsa gerek. Aldım onu da yanıma, gittim babamın bırakamadığı yerden başlamaya.
Ana bir kız var çok güzel. Kimin nesi oğul, nereli? Yunan ana Yunan. Yunan Türklerinden mi? Yok ana, Yunan Yunanlarından. Anam beni koynunda büyütmüş, gözünden sakınır. Öyle kolay bölüşemez kimseyle. Caydırdı gene türlü Bizans oyunlarıyla beni. Bizimkisi sadece dostluktu gerçi...
Ben çalışırım gacırtısında dünyanın. Benim de oğlum olursa, ben doğarsam eğer yazarım elbet gerisini...
CEYLAN
ÖZGEÇMİŞİ :
Asıl adı Bülent Ceylan’dır. Sivas’ın Gemerek İlçesi’nin Bulhasan Köyü’ndendir. 18.09.1974 günü, bir eylül akşamı aynı ilçenin Çepni Kasabası’nda dünyaya gelmiştir. Burası annesinin köyüdür. İki yaşına gelene kadar bu kasabada kalmışlar, daha sonra Kayseri’ye taşınmışlardır. Kışlarını Kayseri’de, yazlarını ise babasının köyü olan Bulhasan’da geçirmeye başlamışlardır. İlk-orta okul ve liseyi Kayseri’de tamamlamış, sonra Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Tıp Fakültesini kazanmıştır.
...Türkülere ve şiire ise daha çocukluk yıllarında merak sarmıştır. Babası, öğrensin diye ona bir saz (bağlama) alır. Kendi kendine, soba yanan tek odada, kâh annesinin örgü makinesi gürültüsünde, kâh kardeşlerinin “rahatsız etme!“ uyarıları içinde öğrenmeye çalışır. Pir Sultan, Veysel, Mahsuni türküleriyle doludur içi. Aşık Veysel babasının yakın dostudur. Köyleri yakındır. Yine Aşık Sefil Selimi ile de babasının ortaokul yıllarından tanışıklıkları vardır. Ama geçim sıkıntısı muhabbeti sılada bırakmıştır. Babası geçim şartlarından dolayı 1970 yılı ortalarında yurtdışına gider. Birkaç yıl işçi olarak çalıştıktan sonra asıl mesleği olan öğretmenliğe geçer.
Çevre köylerdeki aşıkların söylentileri ilgisini çekmekte ve türküleri olaylarıyla birlikte merak edip sormaktadır. “Güzelliğin on par’etmez demiş de niye demiş ki, çirkin miymiş sevdiği?... Demek hiç görmemiş“
Ortaokul, lise yıllarına doğru şiirler yazmaya başlasa da utanır, kimseye diyemez ve de kaleme almaz. Ta ki Şarkışla’dan yeni bir saz alana kadar. Yeni bir saz alırlar almasına ama sazın ağacında delinmeler başlar. Acaba alırken mi farketmemişlerdir yoksa sonradan kurt mu yemiştir. Buna çok üzülür. “Dağda da davarı kutlar çalardı. İrisiyle ufağıyla o gün bu gündür anlaşamadık” diyor gülümseyerek. Bu arada eniştesi de saz çalmaktadır. Hatta özendiği, örnek aldığı kişidir. Eniştesine derdini anlatıp onu sazını kendisinden satın almaya ikna eder. Eder ama ablası “hani delik diyordun ya gardaş, mantı mi süzeceğim kevgir gibi sazla“ diyerek ha bire fiyat kırar ve vazgeçerler bu sevdadan;
Şarkışla’dan bir saz aldım
Alıp da çalmaya daldım
Delik çıktı haber saldım
Param haram olsun sazcı
Ben bu sazı satmalıyım
Hemen evden atmalıyım
Kayıplara katmalıyım
Ne hayın bir kulsun sazcı
Enişteme sattım bir kez
O da dedi delik bu saz
Sen satana uğra da kız
Allah'ından bulsun sazcı
Az gönlü var eniştemin
Ablam yok der etmiş yemin
Yarın sazı alın gelin
Armut gibi ulsun sazcı
Bacım dedi yetmiş olsun
Kardeş cebin para dolsun
Sazı alan satan gülsün
Halımdan ne bilsin sazcı
Ertesi gün sazım gitti
Ben zannettim bu iş bitti
Bacım epey inat etti
Öcüm sende kalsın sazcı
Sazı geri alıp geldim
Olanlara hayli doldum
Kalemi elime aldım
Sancılanıp yelsin sazcı
Aşık Ceylan benim adım
Kimse bilmez nedir tadım
Bazen soğuk bazen odum
Bana kurban olsun sazcı
Okuyup da gülsün sazcı
Bu şiir ailesinin ve kendisinin hoşuna gitmiştir. Taşlamalara devam eder ama yine de yazmaz bir kenara.
Lise dönemi biter, tıp hayatı başlar sonunda. Sivas’a, asıl memleketine taşınmıştır. Tam anlamıyla talebedir artık. Üniversite burası. 72 millet var. Hatta orta-kuzey Anadolu’nun buçuğu bile gelmiş.
Ne köylerdeki gibi insanlar bulur şehirde, ne de umduğu gibi bir şehir. Uzun, inişli çıkışlı bir fakülte hayatı süresince hemen hiç şiir yazamaz. Bazı istek var bazı yok, eğitim zor ve ders dışı şeyler okumaya bile zaman kısıtlı... Kimileri müzik, nota dersleri alır güzel sanatlarda, ama bağlama üzerine özellikle bir eğitim yoktur. Olanlarda malum siyasi nitelikte sayılmakta ve düzenli bir çalışma yapılamamaktadır. Yine kendi kendine uğraşır yavaş yavaş.
Asıl mesleği hekimliktir ama bağrından türkü sevdasını atamaz bir türlü. Sık sık Sivas’ın köylerini gezer, kendi köyüne gider. Bazen dağlarda gezer yalınız. Aşağı iner Kızılırmağı seyreder uzun uzun. Bazen sabah erkenden yüzünü yıkar ırmaktan. Bazen demlenir, türkü söyler ırmağın kıyısında. Bu sevda nedir, kendi de bilmez. Sivas ayrı bir hava çalmaktadır. Umduğu Sivas, köylerden başka yerde yoktur. Geçer köylü şehirli kısır dokuz yılı.
Okul bitmiş, tayin bekler. Bir de öğrenir ki köyüne dağdan sınır ama arabayla 3 saat kadar uzaklıkta olan, Yozgat’ın Akdağmadeni İlçesi’ne çıkar tayini. İşte ömrümden yıl çaldı dediği orada gecen iki yılıymış meğerse...
Bu arada ihtiyaca binaen asıl adı Karamağara olan Saraykent’e, olumlu bakınca; küçücük, şirincik bir belde, dürüst bakınca; ekmek bile zor bulunan, siyasi çıkarlarla ilçe olmuş bir yere sürülür ödül olarak. Kura sonucu gidecek kişinin belirlendiğini, onunda kendisi olduğunu söylerler yetkililer. Oysa daha önce kendisine hiç piyango çıkmamıştır. Tersine kendi ilçesine tayin istediğinde “1 yılını doldur öyle gel” denmiş, doldurup “gittiğinde tayin zamanı değil”, tayin zamanı gidince de “dilekçeni Yozgat’tan geçir gel” ... Burada çalışmamaya kararlıdır. Çünkü ona göre haksız olan sürülmesine hayli içerlemiş, 1 yıl kadar ilçeye git, nöbet tut Sivas’a dön, evsiz yaşa derken epeyce yıpranmıştır.
Sonunda, “askere gideyim, neresi olursa olsun, az bir zaman da olsa farklı bir yerde çalışıp kendime gelirim, sonra basarım istifamı” diyerek askerliğe başvurur. Askerlik öncesi yıllık iznini almak ister, kaymakam veremem der. Dönüşe izini yanacaktır. Ayrıca gidiş için hazırlık yapamayacak, 20 gün daha acilde yatıp kalkacaktır. Öyle de olur. Askerliğe teslim olmaya on günü kalmıştır artık. Bu sefer son 10 gün ilişiğini kesmek ister; “I ıh... Yıllık iznini al. Teslim olmadan 1 gün evvel gel ilişiğini kes, sen zaten burada durmuyor Sivas’ta kalıyormuşsun, bilgilerini aldık” denir, ne denir?
“Allem kallem etti, ilişik kesmedi. Bu sefer de yıllık izini verdi. Sülüs elimde, izini bitireceğim, teslim olmadan 1 gün önce gelip ayrılacağım, geri memlekete döneceğim ve hemen birliğe yetişeceğim. Sanki gavura askerliğe gidiyom ya. Önceden imzamı alıp son gün ben gelmeden ilişiğimi kestiler memleketim usulü. Büyük patrona dediler demediler bilmiyorum. Acaba iki ilçede de barınamama sebebim, hani olur ya, savcı-kaymakam-saz arkadaşları karesi, onalara katılmamam mı?
İT HAFEN
Adamım yok benim,yok benim dayım
Düzene uymadım uymayacağım
Bizde böyle geldik böyleyiz bayım
Yazana uymadım uymayacağım
İkibin yılıydı eylüldü ayı
Ocakta hekim yok ikiydi sayı
Biz çalıştırmadık o ... beyi
Adamdan saymadım saymayacağım
K.... müdür olmuş başımda bekler
Sayısı yetmezmiş ..leri ekler
Böyle kud...nı salaca paklar
.reni duymadım duymayacağım
Başkanın ...ğı ..inen dolu
Yallayıp salıyor d....un d.lü
Yakında kırarım tuttuğun dalı
Sözümden caymadım caymayacağım
Kaymakam, savcı bey işiniz yok mu?
Bana yapılanlar sizce de hak mı?
Düzeni sallayan çürümüş kök mü?
Başımı eğmedim eğmeyeceğim
Ceylani’m söyleten yanlış terazi
Elimden ekmeği yedi birazı
Bana bu ..lerin nedir garezi
Yanına koymadım koymayacağım
Güzel, düzenli bir hayatı Balıkesir’de askerlikte yaşadım. Acaba “ben mi yanlışım” düşüncelerimi Balıkesir’de attım. Her şey zamanlıydı. Doktor olduğumu, biraz olsun sahipsiz olmadığımı hissettim. Hatta bir keresinde yol tıkanık, iki polis memuru durmuş muhabbet ediyordu; “Arabayı çeker misiniz memur bey?” dediğimde olan oldu. “Sana ne lan, uygulamayı görmüyon mu?” deyip parladılar. Ortada ne üçgen ne de işaret vardı. Uygulama da yoktu zaten. Meydandaki göbekti orası. Altısı birden bindi bize... İnzibat geldi ve biz kurtulduk. İlk defa tartışma sonrası nezarette yatmadım...
Sonunda askerlik bitti, kürkçü dükkanına döndük. Göreve başlamamı ve istifamı anlatmayacağım.
Almanya’ya geldim. Halbuki ne savcı ne kaymakam ne de evimi bastığı, yolumu kestiği için savcıya şikayet edip tekrar savcıdan azar işittiğim çakal sanırım sevemez benim vatanı...
Şimdi Almanya’da yaşıyorum. “Bu gavurlara alışamadım hocam. Ne dediklerini anlıyom, ne de yediklerini yiyebiliyom” diyenlere; ”Ya sev ya terket” diyorum. Beni alışmak zorunda bırakanlar pek farklı bir cins değildi ” , diyor hiddetlenerek...
YÜCEL
ve... geldim Almanya'ya,........Kısacası burada da papazı çektik. Gerçi Türkiye'de türk olarak çektiklerimin yanında, Almanya'da yabancı olarak gördüğüm muamele hafif kalır. Sanırım burada benim durumumda çalışacakların sayısı az olduğundan netleşmiş bir bilgi henüz yok, bunda memurların kişişel görüşleri büyük rol oynuyor. Tabi her zaman olduğu gibi zor olan benden yana çıktı.Şans bana hastane ararken güldü. Üç hastane beni kabul etti. Ben de istedigim birini seçtim. Hayatımdaki 33 yılın 26 sı okumakla geçti. Canımı en çok sıkansa, eğitim bakımından hiç bir özelliği olmayan, hatta hiç bir özelliği olmayan, birazda cepleri kabarık insanların, benimle konuşurken "iyi yav, bak ne güzel okumuş, doktor olmuşsun. Bize de zamanında babamız çok dedi de okumadık, işte böyle sürünüyoruz" demeleri. Bilmezler ki nasıl olduğumu ve nasil çalıstığımı (?)
Bir doktor ablanın dediği geldi aklıma; "Olsun Bülent, acılar olgunlaştırır adamı".
Şu anda bir hastanenin genel cerrahi servisinde calısmaktayım.
-
- Fotograf Galerisi
- Kaybettiklerimiz
- Siir Kosesi
- Genel Bilgiler
- Duyurular
- Video Arsivi
- Kardes Siteler
- Konuk Defteri
- Radyomuz
- Geleneklerimiz
- Bizim Sozluk
- Kim-Nerede
- Bul-Der
- Telefon Rehberi
-
GUNCEL