KÖYÜMÜZÜ VE WEB SİTEMİZİ FACEBOOKTAN TAKİP ET :

 

BENZETTİLER

Yeni bir afyondur yenen her lokma

Biber avrupalı, tuz avrupalı.

Gülücükler sahte, kirpikler takma

Dudak Avrupalı, göz Avrupalı.

 

Bebeklikte benliğini yitiren

Tepe tepe tepemizde oturan

Bizi çıkmazlara alıp götüren

Ayak Avrupalı, iz avrupalı.

 

Birisi diskoda içer, kıvırır

Birisi kulüpte konken çevirir

Yapmasını bilmez, yıkar devirir

Ana avrupalı, kız avrupalı.

 

Kalıba uydurdu uyduklarımız

Yazmakla bitmez ki duyduklarımız

Paris modasıdır giydiklerimiz

Astar avrupalı, yüz avrupalı.

 

En mahrem yerlerin kalktı örtüsü

Beş santim tırnaktır ellerin süsü

Bütün bunlar medenîlik ölçüsü

Cilve avrupalı, naz avrupalı.

 

İster sâri deyin, isterse irsî,

Büyük revaç buldu makbulün tersi

Duyduğumuz 'okey,adiyö,mersi'

Ağız avrupalı, söz avrupalı.

 

Her gün karşımıza on zıpır çıkar

Bağırır,çağırır,devirir yıkar

Dinler kulağımız, gözümüz bakar

Sürü Avrupalı, yoz avrupalı.

 

Başımız ayıkmaz binlerce halttan

Örf,adet gemimiz delindi alttan

Analar Muğla'dan, Van'dan, Tokat'tan

Bebek avrupalı, bez avrupalı.

 

Sahnede ekranda hıyar dinleriz

Deliye,densize uyar dinleriz

Saçma çığlıkları duyar dinleriz

Şarkı avrupalı, saz avrupalı.

 

Herkes soyunuyor, açılmıyor ki

Sokakta boynuzdan geçilmiyor ki

Müslüman gâvurdan seçilmiyor ki

Şekil avrupalı,poz avrupalı.

 

'Türklük bu mu? ' desem 'bu' diyecekler

Şampanyayı sorsam 'su' diyecekler

Bir gün kökümüze 'hu' diyecekler

Kabuk avrupalı,öz avrupalı.

Abdurrahim Karakoç

FARKINDA OLMALI İNSAN...

Kendisinin, hayatın olayların, gidişatın farkında olmalı. Farkı fark etmeli, fark ettiğini de fark ettirmemeli bazen… Bir damlacık sudan nasıl yaratıldığını fark etmeli...

Anne karnına sığarken dünyaya neden sığmadığını ve en sonunda bir metre karelik yere nasıl sığmak zorunda kalacağını fark etmeli...

Şu çok geniş görünen dünyanın, ahirete nispetle anne karnı gibi olduğunu fark etmeli...

Henüz bebekken “Dünya benim!” dercesine avuçlarının sımsıkı kapalı olduğunu,ölürken de aynı avuçların “her şeyi bırakıp gidiyorum işte!” dercesine apaçık kaldığını fark etmeli...

Ve kefenin cebinin bulunmadığını fark etmeli...

Baskın yeteneğini fark etmeli sonra...

Azraillin her an sürpriz yapabileceğini,nasıl yaşarsa öyle öleceğini fark etmeli insan
Hayvanların yolda, kaldırımda, çöplükte ama kendisinin güzel hazırlanmış mükellef bir sofrada yemek yediğini fark etmeli...

Yaratılmışların en güzeli olduğunu fark etmeli ve ona göre yaşamalı...

Gülün hemen dibindeki dikeni dikenin hemen yanı başındaki gülü fark etmeli...

Evinde kedi,köpek beslediği halde çocuk sahibi olmaktan korkmanın mantıksızlığını fark etmeli...

Eşine “seni çok seviyorum!” demenin mutluluk yolundaki müthiş gücünü fark etmeli...

Dolabında asılı 25 gömleğinin sadece üçünü giydiğini ama arka sokaktaki komşusunun o beğenilmeyen gömleklere muhtaç olduğunu fark etmeli...

Zenginliğin ve bereketin sofradayken önünde biriken ekmek kırıntılarını yemekte gizlendiğini fark etmeli...

Annesinden doğarken tertemiz teslim aldığı gırtlağını ve aşırı beslenme yüzünden sarkan göbeğini fark etmeli, fark etmeliyiz çok geç olmadan…

Ömür dediğin üç gündür, dün geldi geçti yarın meçhuldür…

O halde ömür dediğin bir gündür, o da bugündür…

(Can Yücel)

 

 

Acıyorum; kendi halkını küçük görenlere… Köyden, köylüden utananlara...

Acıyorum hayatı şehirden seyredenlere. Ve kimliğini şehirde kaybedenlere…

Beynimiz istikametini, vicdanımız ahlakını yitirdi şehirlerde.

İnsan şehri değil, şehir insanı kuşatır oldu. Ve şehir, insanlığı esir aldı…
………………..
İçinden sevgi çalınmış sokaklarda büyüdüm. Sevgileri, köydeki topraklarına gömüp gelen insanlarla tanıştım. Sıcaklığını kalorifer peteklerinde aradım sevginin. Bilmiyordum onun köydeki kuzinenin içinde yaşadığını. Sokaklar vahşi, apartmanlar gururluydu.

Çatlamış nasırlı elleri, toprağa bağlanmış yürekleri beton yığınları arasında hissedemezdim ki. Bir mumun titrekliğini, şehrin neonlarında göremezdim. Hayatı sevdikleriyle paylaşan, elleri karla yoğrulmuş ve bir sakızda mutluluğu yakalayan çocukların duygularını hissetmem imkânsızdı.

Köyün camisinde hiç yaşamamıştım ibadet neşvesini. Kur’anın esrarını, duaların gücünü şehir camilerinde yakalayamıyordum. Ötelerin gizemini ve yalnızlığını köy mezarlıkları bütün perişanlığına rağmen daha belirgin anlatıyordu. Şehirdeki mezarlıklar bu duyguları sanki ölüyle birlikte toprağın altına hapsediyordu.

Türkünün yanık nağmelerini, her an tazelenen havasını, şehrin soğuk ve soluk şarkılarıyla yaşamaya çalıştım. Bağlamanın derdini, zurnanın çığlığını, gitarın kahkahasında duyamazdım. Köy odasındaki çayın tadını ve kokusunu, meşrubat şişelerinde arıyordum.

Köyün ıssızlığındaki korkuyu, şehrin kalabalığındaki güvene eş tutmalıydım. Sıcak tebessümleri, maskeli kahkahalarda yakalayamazdım. Makyajlı suratların suniliği, pembe yanaklı utangaç kızların güzelliğini yansıtmıyordu. Bir çiçeğin üzerindeki şebnemi, yapay bitkilerde bulamıyordum. Yağmur değmiş toprağın kokusunu almak, onun insanı dinlendiren sesini duymak asfalt döşeli caddelerde imkânsızdı.

Şehirli kelimelerle büyüdüm. ‘Biz’ yerini çoktan ‘ben’e bırakmıştı şehirlerde. ‘Biz’ olmanın tadını ve gücünü ‘ben’ olmanın zayıflığına kurban edeli çok oldu. Hayatı hayattan değil, televizyon ekranlarından öğreniyordum. Sokak köpekleri, şehre ait olmanın acısını gözlerinde taşıyorlardı. Rüzgâr, köyde çocuklardan aldığı mutluluğu kentin caddelerinde kaybediyordu. Köye çocuklar için yağan kar, şehirde rengini arıyordu.

Şehirde şahsiyetini yitirmiş duygularla büyüdüm. Kalabalıkta yaşadım yalnızlığımı...

Ben şehir çocuğuyum…
………………..
Suç şehrin mi?

05.Mayıs.2008 16:45:04

(Köyüne ve köylüsüne yabancılaşanlara...)

 

Erkan Ceylan

Yenileniyoruz

 

 

 

Gücleniyoruz

 

 

Büyüyoruz

 

 

 

"iki canlı kuşu birbirine bağlasan, dört kanatlı oldukları halde uçamazlar, çünkü ikilik mevcuttur."

Mevlana